Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

crazy_frizzy

Şiir Sesli Şiir Video Aşk Hikayeleri Flash Animasyonlar

Yazılar arşiv 05.2008 Other entries in 2008-05 resimler , videolar

Evet Seni Hala Ama Hala Çok Seviyorum

Şu an parmaklarım sadece seni yazmak istiyor… Kalbimin seni istediği gibi..

Seni yazmak ne kadar güzelse..bir o kadar da zor…Bir bilsen bu aralar ne kadar uzaksın bana..

Sana daha yakın olmak için ..Durmadan seni hayal ediyorum.. Seni..!!

Hayaller kuruyorum seninle ilgili..Hani olsaya diyorum;..

Her sabah senin kokunla açsam gözlerimi güne.. ve her sabah sana dokunsam gözlerim kapalıyken henüz… Tüm gece sıcaklığında dalsam uykuya, ve bütün gün seni görmenin heyecanıyla beklesem akşamı...

Gecelerden korkuyorum şimdi sensiz geçtikleri için..

O gün gelse…her geceyi öyle basarim ki bağrıma sen gibi!..…Ama.. ama sen yoksun …

Şu an çok güzel bir aşk şarkısı çalıyor.. Aynı şarkıyı defalarda baştan baştan dinliyorum, öyle bir an geliyorki huzuru hissediyorum ve duruyorum onu sadece hissediyorum… bir an içindeyim sanıyorum ama aslında baktığım bir resim bu… Şarkı hala çalmaya devam ediyor kim bilir belki onuncu kere dinliyorum ve hala hissetmeye devam ediyorum. …İçine girmek istiyorum bu güzel şarkının bir notası olmak istiyorum... Gücümün yetmediği şeyleri istiyorum bir notanın içinde erimek, duyulmak, sevilmek, dinlenmek sonrada tekrar çalınıncaya dek susmak kaybolmak istiyorum...

Şarkı hala çalıyor ve ben orda olamıyorum içine giremiyorum ruhum notalarında eriyip yok olmuyor. Sadece dünyadan kopuyorum bir kaç saniyeliğine..Sonra gerçeğe dönüyorum..

Senin için varolduğunu bildiğin, senin için nefes aldığının farkında olduğun bir yürekten zorunlu olarak ayrı kalmak ne zor…

Çok uzakta bir sen görürüm hayalimde, koşarım kavuşmak, koklamak, sarılmak için sana; Sonra uyanırım..her tarafım uçurum..Sanki bir adım atsam sensizlikte yok olup gidecekmişim gibi.. İşte o an ölürüm..Gözlerimden bir damla sen düşer, ağlamaklı olurum. Gecenin karanlığı korkutur, göz yaşlarım boğar beni.

İnan ki bir fısıltı gibisin karanlıkta kulaklarımda çınlayan, ruhumu, duygularımı okşayan ve kanımda damla damla akan.

Seni bekliyorum her güneş ışığında ve her gün doğuşunda.

Her kızıllığında akşamın, içime bir ok giriyor tüm bedenimi tarıyor sanki... İçim kanlanıyor, akışı yavaşlıyor…

Her akşam ümidimi kendime gömüp tutuyorum evin yolunu... O yalnız yatak, sensiz sesler ve boş içim. Sen olmadığından mı bu yabanilik diyorum bazen... Öyle evet... Senin olduğunu anımsıyorum..

Gülümserdim ben... Gülerdi yüzüm, gözlerim. Sana bakmak, bakmasam da seni hissetmek yeterdi bana… Yine hissediyorum ben seni ama ellerim havada... Boşluğu tutuyorum… Boslukta geziyor gozlerim…Ey adına ömrümü adadığım nerdesin?. Gelsen…Çok şey de istemiyorum aslında sadece son bir kez gelsen..Yumaşacık teninle sarsan beni..derin derin çeksem kokunu son bir kez içime..Çekeyim ki; bir daha gitsen de kokun kalsın üzerimde…

Bilirsin ben en çok geceleri paylaşırım sevgimi seninle... Gözyüzündeki bir yıldıza bakacağım bu gece ve bu bizim yıldızımız deyip gülümseyeceğim gecenin karanlığında.. Yüreğimi yüreğine katmış koşuyorum yine sana...Savunmasız, sakınmasız, sınırsız sevgimi haykırıyorum sana... Evet..Seni hala..ama hala Çok Seviyorum.

Herkez Bilsin Aşkımı

 

Sen baharın yağmurla getirdiği özlemdin içimdeki, sen çiğ tanesi kadar saf ve ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim ve denize düşüp de ıslanmaktan korkutan bir savaştın yüreğimde...

Özlemini her gece koynumda hissettiğim ve hiçbir zaman seni sevmekten vazgeçmediğim için özeldin. Sonra gözlerle yüzüme baktığında ya da her kavga edişimizde fırtınalar kopardı yüreğimde, sen hiç bilmezdin. Benim susuşum senin kaçışını desteklerdi belki de. Belki de gerçekten söyleyemediğim sözlerle doldu kalbim ve sen her seferinde

 

 

gün batışını anımsattın bana, onun kadar güzel onun kadar huzur verici. Aslında hem onun kadar uzaktın bana hem de yakınımda hissettim seni, uzanıp tutacak kadar yakınımda.

Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında. Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım.

 

Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki yarısı vardır ve benim eksik tarafım sensin.

 

 

Şimdi Gitme Vakti Gönlüm

Şimdi gitme vakti gönlüm...

Sus yüreğim sus…Sus…Sadece gidelim,sadece yürüyelim,yapayalnız,tek başımıza…Haydi yüreğim sus ve gidelim…

Onca sevgiden,onca özlemden,onca acıdan sonra gitme vakti gelmedi mi yüreğim?Haydi yüreğim gidelim bu yerlerden,bu gönülden,bu diyardan…Anlamadılar ki bizi,anlamak istemediler..Bizi yalnızlığa idam ettiler,etmek istediler;girmek,gitmek istediğimiz yerlerde…Sus yüreğim sus…Sus…Sadece gözlerin konuşsun gidiyoruz,elveda desin…Ağlama yüreğim ağlama..Vakit doldu,gitme vakti değil mi yüreğim…

Hazırlan yüreğim;yalnızlığa,çıkmazlara gidiyoruz.Hazırlan ey deli gönlüm çıkmazlara itiliyoruz…Nereye gitmek,girmek istedimse “hayır”,”olmaz” diyorlardı…Artık yüreğim,bedenim kaldıramıyordu reddedilmeyi…Çekip gitmeye hazırlanıyordu,çaresiz..Birileri “kal” dese belki tekrar yaşamaya devam edecek,yeniden hayat bulacaktı “kal” diyende…Belki…

Gitme vakti gelmedi mi gönlüm?

Her şeyi unutarak,maziye gömerek,ufuklara yepyeni gemi,yelkenler açarak…Gitme vakti gelmedi mi ey deli gönlüm?Daha kaç kere yıkılacaksın,vurulacaksın,reddedileceksin…Kaç kere şarkılar,şiirler,kitaplar oku¤¤¤¤¤ yalnızlığını,ağlamalarını dindireceksin,kaç kere?Gitme vakti gelmedi mi yüreğim?Sus..Sus ve dinle rüzgarın ne demek istediğini,kapa gözlerini..Kendini,yüreğini tanıt insanlara,söyle gitmek istediğini…Uzaklara çaresizce.Yalnızlığa idam edilen yüreğini göster insanlara utanmadan,sıkılmadan.Söyle…Söyle gönlüm gitme vakti gelmedi mi?

Hiç bir şeyi düşünmeden,kafaya takmadan gidelim yüreğim…Haydi,haydi gönlüm gidelim bu yerden,bu insanlardan…Gitme vakti gelmedi mi?

Artık gündüzler de karanlık oluyor..Isıtamıyor güneş bedenimi,gönlümü,benliğimi…Haydi gönlüm gitme vakti!Güneş bile bizi karanlığa,yalnızlığa itiyor,haydi gönlüm gidelim bu hayattan…Haydi gönlüm gitme vakti!

Durma gönlüm,durma buralarda…Yıkılma,yıkma yüreğini çaresizim diye…Haydi gönlüm gidelim.Yollara,yıllara vuralım kendimizi.Gölgemiz bile bulamasın bizi,kaybolalım.Ne güzel bir sabaha “merhaba” diyelim, ne de “git,istemiyorum” lafını duyalım…Duymadan,söylenmeden gidelim yüreğim…Sus gönlüm sus…Sus ve dinle bu hayatı,insanları,rüzgarı!

Artık durduramıyorum bu gönlü gitmek,gitmek,gitmek istiyor.Sormadan,bıkmadan,düşünmeden…Doğacak günü,yeniden açan çiçekleri,yazı beklemeden gitmek istiyor..Gitme vakti geldi mi yüreğim?Gidiyor muyuz bu yerden,bu insanlardan,hayattan!Söyle deli gönlüm söyle gidiyor muyuz?Biz de mi kendimizi yalnızlığa idam ettik,yalnızlar cezaevine sevk edeceğiz.Söyle gönlüm söyle gidiyor muyuz?

Yüreğim gitme vakti gelmedi mi bu yerden?

Zor değil mi böyle çekip gitmek? Yalnızlığı kabullenmeden gitmek,ağır gelmeyecek mi sana?Biraz daha ağlamayacak mısın,vurmayacak mısın kendini yollara..Anlaşılan gitme vakti geldi yüreğim..

Seni Seviyorum Liselim

1.mektup (erkekten kıza)

Aklıma sen geldin birdenbire; Bırakıp gittiğimden beri ne yaptın liselim..? Hala bana lanetmi yağdırıyorsun..? Yoksa özlemim kavuruyor mu içini;? Sana yürüyemice dediğim o günü, kabuslarda görüp sıçrıyormuşsun. Sınıf sırasındaki ismimi karalamışsın. Attığın her adımda ismimi lanetle heceliyormuşsun. Arkadaşların beni konuşunca yüzün kızarıyormuş.Beni soracak olursan liselim senden ayrıldıktan sonra bir çok kzzla çıktım. Elbette keyfim iyidir. Sahi.. Senin ilk aşkın bendim galiba.. Ne kadar tecrubesizdin.. Çok çabuk bağlandın bana, hala bağlısındır, eminim. Umarım mektubumu alınca ümitlenmezsin. Benim defterimde geri dönmek yoktur bilirsin! Seninle güzel günler geçirdik. Hala hoşuma gidiyorsun. Hoş kızdın Liselim

Mutluluklar elveda LİSELİM!...

2.mektup (erkekten kıza)

Merhaba liselim...

Mektubumu alınca şaşırdın umarım. Dışarda arkadaşlarla buluştum. Önceki mektubumu yırtmışsın. Sanırım yanlış anladın. Amacım seni üzmek değildi. Yoksa seni severim bilirsin.Bana seni anlattılar. Beni çok sevdiğini, hüzünden sigaraya başlamışsın öylemi? Hemde çok içiyormuşsun, kendine acı... Resmim elinden hiç düşmüyormuş. Herkese beni anlatıyormuşsun. Öl desem öleceğin doğrumu? Gel desem geleceğin, kölem olmak istediğin, bana taptığın doğrumu? şimdiye kadar böyle sevilmedim.. Korkuyorum sana aşık olmaktan. Soğuk sevgim içimdeki külleri değiştirdi..

Kıvılcımlar sevgiye dönüştü. Artık sevgin karşılıksız değil..

Seni Seviyorum LiSeLim!..

3.mektup (erkekten kıza)

Hayır LiseLim HaYir !...

Bunu bana nası yaparsın?Nasıl bir kalemle silip atarsın?İçime en büyük acıyı doktün. Beni düşünmekten yorgun düştün. Resmime bakıp haykırdığın yalanmı? Sesimin yerine yağmurları dinlediğin yalanmı? Hatalı olduğumu biliyorum. Biliorum beni sevdigini. Gözlerin yalancı değil..

Gururunu at bir kenara. Peki ya sen Liselim. Zarfta bu mektubu bulacaksın mutlu günlere dair.

Hayır yırtma onu, ne olur biraz daha tut. Kalbinle düşün çok düşün... Sen böyle değildin.Şunu

iyi bilki Liselim.. Bu sana son seslenişim.. Belki gülün siyahını saçlarnn diye, karın beyazını sevdim tenin diye!

Bütün bunları sana yazıyorum Liselim

BeLki Bir Gün Seversin Diye!..

LiSeLi KıZıN CeVaBı

Eğer yolda liseli bir kız görürsen beni hatırla. Eğer gözleri buğulu başı yerde ise. Elinde sımsıkı tutuyorsa kitaplarını. Eğer yanı başında kavak yelleri esen bir genç varsa beni hatırla. Yanından geçerse dur ve bak. Kız ağlayacak olursa çaresizlikten küfürleri savuruyorsa aldırma, Senin acımadan bitirdiğin sevgimi hatırla!.. Şimdide sen acı çek benim gibi. İlk aşklar unutulmazmış yalan! Seni anmıyorum! Hatırlamıyorum! Çünkü buna değmezsin sen! Gece rüyalarıma girmiyorsun! Seninle hayal kurmuyorum artık. Seni sorduklarında kalbim çarpmıyor, Gözlerim dolmuyor. Evet duy bütün bunları sana söylüyorum...

Ama kendim "yalancı" diye haykırıyorum..

ÇünKü ; SeNi HaLa SeViYorUm LiSeLim!....

Gökyüzü Güneş olsa SenSiz KARANLIKTAYIM

 

Gökyüzü Güneş olsa SenSiz KARANLIKTAYIM!!!!!

Şimdi yoksun.

Seni düşünebilirim artık.Tutar ellerini öperim uzun uzun.Kimseler ayıplamaz beni...

Yoklugunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar.

İşte gözlerin işte dudakların.

Senin olan ne varsa karşımda duruyor. Ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık.

Sevdiğim şarkılar söyletiyorum dudaklarına ve bu ellerimle seni,

Her gün biraz daha güzelleştiriyorum.

Bütün resimler sana benziyor..

Hayret..

Bütün aynalarda sen varsın.Nereye gitsem peşimden geliyorsun.

Şimdi sigarasın dudaklarımda ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın.

Kimse yoklugunda bunca sevilmedi.

Kimse yoklugunda ilahlaşmadı bu kadar.

Saçların böyle daha güzel,sen daha güzelsin.

Gelecek mutlu günlerin, ışığında her şey daha güzel.

Ne varki ayrılıgın adı kötüye çıkmış.

Yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim.

Ve seni bin yıl daha ayrılıklar içinde sevmek isterdim..

Ama biliyorsun nihayet bende bir insanım.

Umutsuzluga düştüğüm anlar oluyor. Hiç gelmeyeceksin sanıyorum.

O zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor yüreğime.

Katran gibi bir yalnızlık sarıyor içimi,yalnızlıgımdan utanıyorum.

Beni bu kadar saracak ne vardı. Bir sen fani gibi dudaklarımda eksilmeyecek ne vardı...

Beni bunca saracak ne vardı. Hiç karşıma çıkmasaydın.. Bu kör olası gözler görmeseydi seni.

Ne vardı güzelliğini bilmeseydim. Bir dua gibi bellemeseydim adını.

Ne vardı bütün gece gözlerimi tavana dikip seni düşünmeseydim.

Belki karşımda değilsin yanılıyorum. Bu gözler senin gözlerin değil aldatıyorlar beni...

Karanlığın gözleri olmalı bunlar. Bana böylesine keder veren.

Gülmeyi yaşamayı haram eden bir karanlıgın gözleri olmalı...

Öyleyse sen hiç bir yerde yoksun. Sana hiç bir zaman yaklaşamayacağım.

Yalan bu geçici sevinç, bu nur, bu ışık bu

Karanlığın ortasında yanan alev gözler. Bu kadeh içki gibi aydınlık...

Ne dedimse inanma sen. Seni değil kendimi anlatıyorum...

Sen istediğin kadar varlığın ta kendisi ol ölümsüzlüğün ta kendisi.

Ben günden güne yok olmaktayım. Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana...

Anlamıyormusun?

Gökyüzü güneş olsa

Sensiz karanlıktayım...

Her Güne Bir Başka Uyanıyor Acemi Yüreğim

Her güne bir başka uyanıyor acemi yüreğim. Deniz, kokusuna küsmüş sanki. Çünkü ne kadar söylenmesi gereken söz varsa susmuş.

Söz geçiremediğim deli taylarım var çünkü:

“Söze daha zaman var” diyor!

Oysa biliyorum ki, yaşam kendini yenileyerek yürüyor...

Yineleyerek değil!

Derin bir nefes alıyorum. Sonra hangi dağın beni saklayacağı sorgulanıyor.

Çünkü suç işlemekten korkuyorum.

Hangi yasal aşk var yeryüzünde bilemiyorum. Kendini yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma...

İrkiliyorum.

Ardı sıra koşturan günler bir boşluk bende...Böyle yaşamayı sevmiyorum.

Türküler dinliyorum gözlerimi boşluğa yatırıp. Ama hiç biri de sensiz geçmiyor:

“Tam gemiler kaçtı derken, turnalar uçtu derken, sen çıkıp gelsen.”

Adını mavi koydum senin duru gülüşüne konsun diye uçurdum., Kaç bahar havalandı şu gönlüm bir bilsen, göçmen kuşları misali. Sığınacak ne bir liman buldu, ne bir dal. Hiç böyle aydınlık bir yürek görmedim; yüzünü hangi yana dönsen güneşe kesiyor.

Ne zaman yan yana gelsek gözlerim kamaşıyor, yüreğim yerinden fırlayacak gibi oluyor gözlerinin o hesapsız duru bakışlarından.

Yasak olan ne kadar şey varsa hepsi birden yasallaşıveriyor.

Ama yine de suç işlemekten korkuyorum.

Düşünüyorum, düşünemiyorum.

Anlamı olmayan hiç bir şeyin ya da her şeyin ortasındayım işte!

Yürüyen insan kalabalıkları saki içimi yırtarak geçiyor. Susuyorum delice ama içimde fırtınalar kopuyor.

Beyaz bir güvercin yakaladığımı düşlüyorum... Var say ki öyle!

Sana gönderiyorum onu. Kanatlarına hasret yüklüyorum,yüreğine aşk.

Gözleri benim için bakacak sana,ona göre bak.

Aklıma düşürüyorum ayak izlerini. Sonra oturup onları kumsala kopyalamaya çalışıyorum.

Beceremiyorum.

Sonra gözlerini, yüzünü. Beceremiyorum işte, beceremiyorum.

Çünkü suç işlemekten korkuyorum

Kendini yasallaştıramadığı için suç olmuş aşklar düşüyor aklıma.

İrkiliyorum...

Dedim ya; söz geçiremediğim deli taylarım var.

Sana doğru koşuyorlar...

Durduramıyorum!

Şimdi Bir Şansım Daha Var

Filiz’ le okuldan arkadaştık.O İstanbul’ luydu. Bense taşradan okumaya gelmiş bir genç. Bir arkadaşla paylaştığım ev sürekli kalabalık olurdu. Arkadaşlar sürekli gelip gider, şarkılar söylenir, içkiler içilir, kısacası her gün ayrı bir şamata yaşanırdı.

Bu grubun içinde Filiz’ de vardı. Filiz’ e karşı bir şeyler hissediyordum ama eski sevgilimin etkisinden de kurtulamıyordum. Ayrılmamıza rağmen hala onunla telefonlaşıyor, hatta arada bir görüşüyorduk. Filiz’ le birlikte olmak hoşuma gitse de bu yüzden bir türlü duygularımdan emin olamıyordum.

Sonunda eski sevgilimle telefonda yaşadığım müthiş bir kavganın sonucunda bu işin tamamen bittiğine karar verdim. Ertesi gün de Filiz’ e duygularımı söyledim.

O da benden bir atak bekliyormuş. Biz artık iki sevgiliydik. 2 ay rüya gibi geçti. Hemen her gün birlikteydik ve çok mutluyduk. 2 ay sonra gelen bir telefon bütün hayatımı değiştirdi.

Arayan eski sevgilimdi ve beni çok özlediğini, bensiz yapamayacağını söylüyordu.Dayanamadım ve buluştuk. Ben o özlemin etkisiyle oracıkta evlenme teklifi ettim. Kabul etti.

Ancak ertesi gün aklım başıma geldi. Ama artık bu yola çıkmıştım. Bir yandan evlilik hazırlıklarını sürdürüyor, bir yandan da Filiz’ e bunu nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum.

Evlenmeme bir gün kala Filiz’ e sadece şunu söyleyebildim: Ben gidiyorum... Filiz anladı, sadece mutluluklar diledi ve hayatımdan öylece çıkıp gitti.

Benim evliliğim 5 yıl sürdü. Boşandıktan bir kaç ay sonra bir markette alışveriş yaparken gördüm onu. Öyle güzelleşmişti ki... Ayak üstü birkaç kelime konuştuk. Benim de tanıdığım biriyle evlenmiş. Mutluymuş. Benim evliliğimi sordu, “Boşandım” dedim. O an gözlerinde gördüğüm acıyı tarif edemem. Bana sadece “İnsan her zaman doğru karar veremiyor değil mi?” dedi ve yine kaybolup gitti...

Aradan 4 yıl daha geçti. Büyük bir tesadüf sonucu Filiz’ in telefonunu buldum. Aradım, konuştuk. O da boşanmış. Önce üzüldüm ama şimdi seviniyorum. Bu bizim için yepyeni bir şans olabilir. Bu yıllardır yaşayamadığımız aşkı yaşama şansı verebilir. Bazı şeyleri tamir etmek çok zor olacak ama ben bunu göze alıyorum. Bir zamanlar kaçırdığım fırsatı bir daha kaçırmak istemiyorum. Çünkü onu çok seviyorum...

Gözyaşlarımla Sevdim Seni

 

Gözyaşlarımla Sevdim Seni

 

Seni sevmek ne güzel... Islak gözyaşlarım var ve artık korkularım var ürkek ceylanların misali.. Korkuyorum seni kaybetmekten.. Farklı şehirlerde nefes alan ama aynı sevgiye koşan iki yürek aynı bedende..

 

 

Bu zor zamanımda yanımda oldun.. Belki de gözbebeklerimden süzülen gözyaşlarımı senin için akıttım.. Mutluluktan güzelim gözyaşlarım.. Seni seveceğim gözyaşlarımın ıslaklığında.. Ne edersen ne yaparsan aklımda olacaksın.. Gece kabuslarda uyandığım zaman seni arayacağım.. Uykularım tutmadığı zaman senin kollarına sarılacağım..

 

 

Hayalinde yaşamayı, dokunmadan sevmeyi, bilmeden nefes almayı ve mutluluklarda ağlamayı ve vuslatın hüzünlerinde beklemeyi öğrendim.. Her zaman seni bekleyeceğim.. Kalbimde sevgilerin ve avuçlarımda sana hasretinde biriktirdiğim ıslak gözyaşlarım... Artık seni severken dilim susuyor. Konuşan sadece kalbim.. Kalbime bazen de gözyaşlarım eşlik ediyor. Sana olan sevdamı gözyaşlarımı süslüyorum: Hasretine ise yarınlarda ansızın çıkıp gelecekmişsin gibi beklediğim umutlarımı ekliyorum...

 

 

Sana gözyaşlarımı hediye ediyorum.. Sana hüzünlerimdeki en güzel mutluluklarımı hediye ediyorum.. Aç avuçlarını sevdamın ıslak taneleri düşsün. Kilitli gönül kapılarını arala yaralı kalbime.. Sana ve senin yüreğine sığınıyorum karanlığı emziren gecelerde.. Güneşimi kaybettim senin gülüşlerinde ısınabilir miyim? Karnım aç senin mutluluklarınla kalbimi doyursam kızar mısın? Dudaklarımda ismin, kalbimde sevgin, gözlerimde ise hasretine dökülen sevgi taneleri.. Yarın belki de uyanamayacağım yatağımdan..

 

 

Sana yazdığım son yazıdır belki de: Belki bugün Azrail bana ölüm davetiyesine sunacak.. Ve sakın unutma ismimi , cismimi unut ama ne olur gözyaşlarımda büyüttüğüm sevdamı unutma.. Gidersem de kalbimi sana emanet ediyorum.. Yarın belki de daha güzel olacak.. Gözyaşlarımla ıslanan sevgim senin gülüşlerinle ısınacak. Güldüğünde ben senin tatlı tebessümlerindeki en güzel gülüş olacağım..

 

 

 

Ağladığında ise toprağa hasret gözyaşın olacağım.. Bil ki sabah o saçlarını delicesine esen bir rüzgar olursa ; sakın korkma o benim ... Bu gece sana bir sevda kuşu yolluyorum.. Seni sevdiğimi kulaklarına fısıldayacaklar... Gözyaşlarımı ise evindeki en güzel çiçeğin bulunduğu saksıya armağan edecekler.. Seni seviyorum canım... Nedensiz sevmelerimdeki en büyük sevdam.. Kalbim iki kişilik artık... Nefesim ise senin için...

 

Bir Sevda Masalı

Bir Ask masali

Binlerce renk renk çiçeğin açtığı, bitkilerin bittiği, sürü sürü kuşların geçtiği, pırıl pırıl suların aktığı, çeşit çeşit hayvanların barındığı bir dağın yamacında güzeller güzeli Dilara adında bir kız yaşarmış.

Dilara her sabah uyandığında dağlara bakıp yüreğini bin çeşit renkle nakış nakış işler, güneşin rengiyle sevgisini, umudun mavisiyle umudunu süsler, çağlayan sulara, esen rüzgarlara türküler söylermiş...

Henüz bakir doğası insanlar tarafından kirletilmemiş, bozulmamış; yalanın, dolanın, kokuşmuşluğun hiç uğramadığı bir yermiş burası...

Dilara her sabah erkenden kalkar çiçeklerle koklaşır, kuşlarla, kelebeklerle konuşur, dağ tepe demeden güneşe gülümseyerek mutlu bir şekilde kuzularının peşinde dolaşır dururmuş... Her seher bereket tohumları ekilirmiş dağların doruklarına, umut umut yeşerip halaya dururmuş çiçekler her bahar...

Bir gün hiç beklemediği bir anda karşısına genç bir adam çıkıvermiş, şiirler okumuş ay ışığında, şarkılar söylemiş, masallar anlatmış Dilara’ya. Sık sık buluşmuşlar... Sevdalanmış sonra Dilara, bırakmış kendini kollarına genç adamın hiç bir kötülük düşünmeden, başlamış rüyalarda, masallarda yaşamaya...

Çiçekleri, kuşları, kelebekleri bırakıp gece gündüz genç adamın hayaliyle yaşamaya başlamış... Sevdası yeryüzüyle, gökyüzünün sevdası kadar büyük; suyla, çiçeğin aşkı kadar da masum ve temizmiş... Sonra sevdasını açmış büyüklerine Dilara, hoş karşılamışlar kızlarının sevdasını, evlenmelerine izin vermişler... Davul zurna eşliğinde üç gün üç gece düğün olmuş, halaylar çekilmiş, inlemiş dağ taş...

Bir sabah uyandığında canından bir parça eksilmiş gibi irkilmiş Dilara, o çok sevdiği adam buralarda sıkıldığını, kendisini unutmasını isteyip bir kağıt parçası bırakarak çıkıp gitmiş... Oysa her sabah uyanır uyanmaz “sen dünyanın en güzel varlığısın, seni ölümüne seviyorum”diye övgüler dizermiş...

Çünkü dünyada ki; tek güzel Dilara değilmiş, her yerde kandırılacak dünya güzeli yüzlerce Dilara bulunurmuş yalancılar, sahtekarlar için...

O gün ilk kez ağlamış Dilara, mavi mavi pınarlar akmış gözlerinden. Ceylan gözleri o gün ilk kez üzgün bakmış dağlara... Aylarca belki döner umuduyla uçan kuştan, esen yelden haber beklemiş, dalgın dalgın bakmış sulara... Ama ne gelen olmuş ne de giden...

Daraldıkça çıkıp bir dağ başına haykırmış içindeki ateşi yankılı kayalara... Bazen sessizce solumuş bir hazan yaprağı gibi, içi kanamış her baktığında dağların doruklarına... Gözpınarlarından akan damlalar bir nehir gibi süzülerek munzur suyunun esrarengizliğine karışmış.... Kanadı kırılmış yavru bir kuş gibi uçmak istemiş masmavi gökyüzüne ama uçamamış...

Yağmurun gözyaşlarına karıştığı bir gece dönmüş yüzünü ve bırakmış kendini kayalardan aşağı ölmek istemiş...

Yalancıların, sahtekarların, acıların var olduğu bir dünyada yaşamak istememiş...

Sonra geçmiş zaman, gözyaşları betonlaşmış, çiçekler kokusunu yitirmiş, o güzelim dağlar kötülüklere esir düşmüş... Kayalar ağlamaya başlamış her gece... Ay ve yıldızlar doğmamış bir daha o kayaların üstüne, kuşlar uçmamış, her gece rüzgar esmiş çığlık çığlığa. O gün bu gündür ‘Çığlık kayası’ olarak kalmış ismi...

O günden bu güne sevginin, masumluğum,

temizliğin timsali olarak hala onun sevgisi konuşulur oralarda. Kimi kez onu “Çığlık kaya”nın başında sevgilisini seslerken geyiklerin içinde görüldüğünü söylerler, kimileri bir pınarın başında geyiklere su içirirken.

Herkes yok olmuş, yalan olmuş, masal olmuş ama o hep var olmuş, dünya döndükçe de var olacak dağlar kızı Dilara...

İşte böyle olmuş, böyle anlatılmış yıllar yıllı bu dağ masalı...

Bu Sevgi Benim

Sabah uyandım, elimi yüreğime koydum, yaşıyor ve seviyordum, sevgiyle uyandığım her sabah gibi bu sabah da bir rüyanın parçası gibiydi. İnsanlık tarihine ihanet etmiyorum, aşkı yeniden keşfetmiyorum, istediğim sadece benim sevgim herkes gibi olmalı ama sıra dışı devam etmeli, yüreğime bu dünyayı ve meleğimi yeniden sevdirmeliyim.

Aşkı tanımadan önce bile aşka yabancı değildim, izliyordum, okuyordum, görüyordum, bir çiçeğe dokunduğumda bile aşkı soluyordum. Günümüzde moda olan 2-3 ciltlik kitapları okuma merakım hiç olmadı ama aşk için yazılacakları ve konuşacakları biliyordum, bu duygularda ne varsa hepsi içerimde dolanıp duruyordu zaten.

Dün bir şehirden başka bir şehre giderken bile aklım hep buradaydı, gökyüzü maviydi hayallerimse beyaz, önümdeki yola her baktığımda gözlerimde kararan bir yaşam vardı ama nedense yüreğimde hep pembe çiçekler, adımı her ne kadar gri koymuş olsamda renkleri seviyorum, sevginin bütün tonlarını benliğime sarıp kıyafetlerimi öyle giyip çıkıyorum yaşama.

Dün gece başka bir odada uyudum, uzun zamandır ilk kez uyurken yüzüm gecenin karanlığına dönüktü, her ne kadar karanlığın ardında kötülükler dolaşır diye bize öğrettilerse de gecenin karanlığında ben gökyüzünü istedim o da beni istedi, gidemedim, daha ne kadar zamanım var bilemiyorum ama aşkı beklediğim için gidemedim.

Gideceksem sevginin derinliğine gitmeliyim, orada sevginin varlığını hissettiğim dünyamda kaybolmak ve beni kimsenin bulmamasını, bedenimin sevgiye açlığını bir kelime veya yürek çarpıntısı ile değil, bir bütün olarak gidermek isterim.

Bir itiraf gerekiyorsa sevgimi şarkı ve şiirlerin dışında hissettiğimde, yüreğimdeki heyecanı algıladığımda ben de bir korku hissettim, hiç görmediğim bir renge çarpmıştım aniden, birden öyle güçlü bir çekimle çekildiki ruhum aşka doğru, inanamadım.

Çocuklar gibi sordum: "bu ne?" diye. Anladım ki daha hiç tanımıyordum bile bu duyguyu.

Bir an ürktüm bu aydınlığa dalmaktan, temkinli olmalıydı yüreğim ne kadar çırpınsa da.

Demekki hep bir üzülme korkusu varmış bilinçaltımda. Ama oysa, oysaki içine daldıkça güzelleşen, bildikçe sevilen bir renkmiş sevgilinin varlığını bilmek.

Sonra döndüm aynadaki bay hüzüne, bu sevgi benim dedim, senin ve benim.

Gökyüzünde bulutların arasına saklansa da Bizim.